Eylül 02, 2009

Parallel.

Belki de televizyonda, adam akıllı bulduğu tek kanalda, her akşamki gibi oturmuş filmini izliyordu. Dünyanın en sakin gününde yine dünyanın en rahat kıyafetleri ile geniş kanepesine uzanmıştı. Küçük kedisi de ayağının ucunda ölü gibi uzanıyordu, arada bir dürtmese uzun süre sonra öldüğünü bile düşünebilirdi. Kız, yanında kolası ve soğanlı patates cipsiyle, akşam yatakta hazımsızlığın zirvelerinde bir uyku geçireceğini düşünürken aynı zamanda filme dalmış bu yüzden . çalan telefonu ancak son notasında duyabilmişti.

Telefonun ucundaki genç, kızı hiddetle zırıldayan avizeyi kaldırıp açmaya davet edercesine uzun uzun aramıştı. Merak etmemesi elde değildi ama soğukta ankesörlü telefon kulübesinde bir hayli üşümüştü, sonunda vazgeçip kendisi İstiklal’in akışına bıraktı, gecenin bu saatinde de, bir buğday çuvalından dökülürcesine, o yoğun insan kalabalığı birbirlerinin tersi yönüne amaçlı-amaçsız yürüyordu. 

Genç, tüm bu insanların İstiklal’deki evsizleri ısıtmak için böylesine kalabalık oluşturduğunu, sürekli havaya sıcak buhar üflediklerini hayal etti. Canlanan onca şey tam olarak da izlediği filmlerdeki gibiydi, renkler ve yazılar, cisimler, semboller. Kendisini çoğu zaman fazlaca kaptırıyordu rüyalara. Özellikle de caddenin tam ortasında. Kalabalık, ona göre içindeki sesleri beynine yansıtan bir araçtı bir nevi. Öyle, kendince sıradan bulduğu, insanlar gibi gözlerini kapatmaya ihtiyaç duymazdı da. Bazen bir kadının sallanan göğüslerinde bazense simitçide çalışan çocuğun boynundaki et beninde şekillenirdi aklındakiler. Sürekli kendisini içinde bulduğu konsantrasyon bozukluğundan kaynaklanan durumsa bazen olanların, gördüklerinden daha da hayal dünyasında yaşayan küçük bir çocuğun yarattıklarından ibaret olduğunu düşünmesine sebepti.

Nereye gittiğini bilmeden yürürken az kalsın kızıl saçlı, simsiyah makyajlı bir kızın, devasa botlarının ipine takılıp düşüyordu. Kızın korkunç bakışlarına içten içten gülerken ileride bir ankesörlü telefon daha gördü, şansını bir daha denemeliydi. 

Filme kısa bir süre ara veren kız, yatak odasında uyuyan çocuğun yanına kıvrıldı ve öpmek suretiyle rüyasının tam ortasında uyandırdı onu. Genç biraz afallamış bir şekilde öpücüğe karşılık verdi ve o an ereksiyona girmiş bir halde sarıldı kıza. Uzun süre öptükten sonra fısıldarcasına “ Nihayet, seni çok merak ettim, telefonu neden açmadın?” dedi. Kız şaşkın ve hiçbir şeye anlam verememiş bakışlarını çocuğun üstünde uzun süre dolandırdı, sonra filmi hiç önemsemediğini fark etti. Kendini, sabaha kadar sürecek bir mutluluk için yatağa bırakmadan önce kapıda duran kediyi de odaya alıp kapıyı kapattı ve pikaba yeni aldığı ‘beach boys’ plağını koydu.

1 yorum:

  1. yazıların çok çok güzel, izlediğim en iyi yazarsın gördüğüm kadarıyla. lömidi var bi de ayıp olmasın ehe.
    ama soğanlı patates cipsi okuduğumdan beri aklımdan çıkmıyo, hala alamadım. benden önde giden göbek ve yol parasına muhtaç olma sorunsalı ve soğanlı cips aşkı.
    hikayenin en güzel yeri orası. soğanlı patates cipsi.
    mutlu kal, baybay.

    YanıtlaSil