Ağustos 23, 2009

a perfect day for bananafish.

Her sabah kalkar kalkmaz tuvalete gider sonra da buzdolabından aldığı bir kutu pudingi hiçbir zaman kalorisine bakmadan mideye indirirdi. Kahvaltı yaptığı pek söylenemeyen genç kız, öğle ve akşam yemeklerinde midesinin dörtte altısı bir iştahla önüne konulan besin maddelerine saldırırdı. yatmadan önce bir güzel dişlerini fırçalar ve ardından bir kutu pudingi tekrar mideye yollardı. Kız, yıllar sonra tadının sabahki kadar güzel olmadığını anladığı pudingini dişleri için kullandığı anti-bakteriyel yirmi dört saat korumalı diş macunundan önce ağzına sokmayı denedi, deney başarılıydı.

Tam beş senedir ilişki halinde bulunduğu çocukla, yatmadan önce üç saat fifa on iki oynamayı, puding yemekten daha zevkli buluyordu elbet. Tiridi gözlükleriyle chelsea-liverpool maçı oynamak onlar için ön sevişme gibi bir şeydi sanırım. Kız liverpool’u oynardı ki, evlerinin ana teması olan lacivert beyazlı chelsea sonsuza dek kazanabilsin. Her akşam, kirlendikçe değiştirmek adına üç tane aldıkları, muz desenli nevresimle bürünmüş yataklarına yattıklarında, beş senede birlikte geçirdikleri tüm zamanları bir güzel zihinlerinden geçirerek terden muzlu nevresimi yıkayana dek sevişirlerdi. Sabahları oğlan, kızı piyano sesleriyle uyandırır kız da hemen koridorda deli gibi koşup, eğer kediyi ezmeden ulaşabilirse, mutfağa giderdi ve oğlanı nutellalı kreple ödüllendirme çalışmalarına başlardı.

Yazları özellikle kutba yakın yerlere kaçmaya çalışırlardı, kız sevdiği oğlanın sıcaktan bunalmasına dayanamazdı ve her şeyi kıştan ayarlardı. Kız ve sevgilisi soğukta işlerine daha iyi konsantre olurlardı, ki işler çabucak bitsin, sarılıp sevişmeler hemen gelsin. Yıl içinde birçok ülke gezmeleri hatta ayrı kalmaları bile gerekirdi işleri gereği. Bu yüzden bir zaman sonra ayrı proje üretmeyip daima birlikte çalışmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar.

Zaman onlar için çok çabuk geçti zira ve saçlarında az da olsa aklar çıkmaya başladığı vakit, boyamamaya gençliklerinde söz vermişlerdi, en sonunda birikmişleri ile daha önce hiç gitmedikleri o soğuk kasabadan güzel bir ev almışlardı, çiftlik evi gibi. Kedileri öldükten sonra ilk kez büyük bir hayvana, en azından kaplumbağalarından daha büyük, sevgi beslemişlerdi, sevgili Border Collie cinsi Karenin. Bir zamanlar genç olan kız ve sevgilisi kasabada adlarından çok söz ettiriyorlardı, en azından posta kutusunda yazan adlarından, çünkü kimse onların ağzından tek bir kelime dahi duymamışlardı, ve asla duyamayacaklardı da zira. Eğer hala bilgisayar oyunları çıksaydı fifa kırk sekizin moda olacağı günlerde, hala genç sayılabilir bir sevgiliye sahip kadın ve adam, bu seneyi öyle beklendiği gibi doyasıya falan yaşamadılar.

Karın diz boyu olduğu bir gün ikisi de muz nevresimli yataklarına uzandılar. Kadının elinde bir mızıka vardı, yavaş yavaş üflüyordu, adamın da her kış taktığı o siyah beresi kafasındaydı ve komodinin üstündeki iki muz şeklinde bakır kap ise, orada durma nedenlerini gözler önüne serercesine yerini almıştı. Müziğin sesi yavaş yavaş kısıldığında, kadın elli beş, adamsa elli sekiz yaşındaydı. Pencere açıldı, ölü kadının, ölü adamın soğuğu sevdiğini Karenin’e söylemiş olduğu pek açıktı. Şimdi ölü olan kadının, ölmeden önceki son düşüncesi ise yanında yatan ölü adamla son bir kez puding yarışı yapmayı unutmuş olmasıydı, yanağındaki donmuş göz yaşını yalayan Border Collie cinsi köpek de romanlarda olduğu gibi sahiplerinden önce ölmemiş oldu, yaklaşık beş dakika daha bekledi.

4 yorum:

  1. ben de Karenin olayım mı?
    reenkarnasyon falan filan.

    YanıtlaSil
  2. yatak odasına olur olmaz girmek yok, tamam mı?

    YanıtlaSil
  3. olm haber verirsiniz, ben girmem.(yalan tabi.)

    YanıtlaSil